İçeriğe geç
  • Dolar 49,5780
  • Euro 55,6191
  • Sterlin 66,2813
  • Bitcoin 4.101.837 ▲ %1,06

Denizli Kültür Sanat

Adnan Özyalçıner'den Denizli'de Edebiyat Vurgusu

Adnan Özyalçıner'den Denizli'de Edebiyat Vurgusu

Tüyap Denizli Kitap Fuarı'nda yazar Adnan Özyalçıner, 1950 Kuşağı'nın edebiyat anlayışını, toplumsal sorumluluğu ve günümüz yayıncılık anlayışını değerlendirdi. Özyalçıner, edebiyat değerinin yerini reklam değerinin aldığını belirterek yazarın yaşananları görmezden gelemeyeceğini vurguladı.

Tüyap Fuarlar Yapım AŞ organizatörlüğünde, Türkiye Yayıncılar Birliği iş birliği ve Denizli Büyükşehir Belediyesi desteğiyle ilk kez kapılarını açan Tüyap Denizli Kitap Fuarı'nda önemli bir edebiyat buluşması gerçekleşti. EGS Fuar Alanı'nda düzenlenen etkinlikte, Türk edebiyatının ve öykücülüğünün usta isimlerinden Adnan Özyalçıner, yazar, şair ve yayıncı Metin Celal ile söyleşiye katıldı. Yaklaşık 70 yıllık yazarlık serüveninden kesitler sunan Özyalçıner, Türk edebiyatındaki dönüşümü, edebiyatçının toplumsal sorumluluğunu ve güncel yayıncılık trendlerini masaya yatırdı.

ANKA'da yayınlanan habere göre, söyleşide 1950 Kuşağı'nın edebi anlayışı, Amerikan edebiyatının düşünce dünyasına etkisi ve günümüz yayıncılığının geldiği nokta ele alındı. Özyalçıner, edebiyat dünyasındaki değişime dikkat çekerek, "Edebiyat değerinin yerini reklam değeri almaya başladı" ifadesini kullandı. Yazar, gençlik yıllarında bazı yazarların eserlerine ulaşmanın zorluklarını da anlatarak, Nâzım Hikmet'in şiirlerini daktiloyla çoğaltılmış kâğıtlardan okuduklarını, Sabahattin Ali'nin eserleriyle ise ilk kez bir çeviri kitap aracılığıyla tanıştıklarını aktardı.

Özyalçıner, edebiyat yolculuğunda kendisini derinden etkileyen isimlere değinerek Sait Faik, Orhan Kemal ve Haldun Taner'in öykücülükteki özel yerini vurguladı. Usta yazar, "Sait Faik'ten o duygusal, insansal bakış açılarını, Orhan Kemal'den topluma ilişkin söylemi, Haldun Taner'den o derin mizahı öğrendim" dedi. Söyleşide Babıâli yıllarının edebi atmosferi de gündeme geldi. Özyalçıner, Orhan Kemal'in sabah erken saatlerde yazılarını tamamladıktan sonra İkbal Kahvesi'ne gittiğini ve buranın Kemal için adeta bir yazıhane işlevi gördüğünü anlattı. Yazarın mektuplarının bile evine değil, kahveye gönderildiğini belirten Özyalçıner, şair Sennur Sezer'in de Kemal'in dergilerdeki takibini yaptığını ekledi.

1950 Kuşağı'nın Türk öykücülüğünde yeni bir anlatım arayışına girdiğini belirten Özyalçıner, amaçlarının gerçeği klişelerden uzak, insanı ve toplumu daha derinlikli ele almak olduğunu ifade etti. Kuşağın sadece edebi değil, düşünsel bir yenilenmeyi de hedeflediğini vurgulayan Özyalçıner, dönemin siyasal koşullarına işaret ederek "Sanatta özgürlük, politikada özgürlük" şiarıyla hareket ettiklerini söyledi. Farklı anlatım biçimlerine sahip olsalar da 1950 Kuşağı yazarlarının ortak noktasının edebiyata düşünceyi taşımak olduğunu kaydetti.

Edebiyatçının toplumsal sorumluluğuna ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Özyalçıner, yazarların yalnızca bireysel yaşantıları değil, topluma dayatılanları da eserlerine yansıtması gerektiğini savundu. Özyalçıner, "Bir öykücünün toplum karşısındaki sorumluluğu o kadar büyük ki; olan şeyi görmezden gelmek en büyük suçu bence öykücünün" diyerek görüşünü pekiştirdi. Yaşananların ardındaki toplumsal gerçeklerin ortaya çıkarılması gerektiğini vurgulayan yazar, "Yaşadıklarımızı yazıyoruz, yaşananları yazıyoruz ama bize yaşatılanları da onun içine katmalıyız. Katmazsak eksik bir yaşam yazıyoruz" ifadelerini kullandı. Kendi öykülerinde 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül gibi yakın siyasi tarih dönemlerinin toplumsal etkilerini farklı karakterler üzerinden işlediğini de sözlerine ekledi.

Dünya edebiyatının kendi kuşağı üzerindeki etkisine de değinen Özyalçıner, Ernest Hemingway ve John Steinbeck gibi Amerikalı yazarların eserlerinin, Amerika'nın sadece zenginlikten ibaret olmadığı algısını yıktığını belirtti. Bu eserlerin kapitalizmin yarattığı sömürüyü görmelerini sağladığını ve sosyalist düşünceye yönelmelerinde etkili olduğunu dile getirdi. 1950'li yıllarda Marksist ve sosyalist yayınlara ulaşmanın imkansızlığına dikkat çeken Özyalçıner, "Hiçbir sosyalist, Marksist kitap okuyamadık. Yoktu" diyerek o dönemin koşullarını özetledi ve "Sosyalizmi kitapsız öğrendik" ifadesini kullandı. Jean-Paul Sartre ve Albert Camus gibi isimlerle varoluşçu düşünceyle tanıştıklarını, Marksist yayınların ise 1960 sonrasında erişilebilir hale geldiğini aktardı.

Söyleşide sinema, televizyon ve edebiyatta ifade özgürlüğü konuları da tartışıldı. Metin Celal, sinemacılarla yaptığı görüşmelere dayanarak bazı konuların ve karakterlerin görsel medyada anlatılmasının güçleştiğini belirtti. Edebiyatın sinema ve televizyona göre daha geniş anlatım olanaklarına sahip olduğunu vurgulayan Celal, günümüz öykücülüğünde toplumsal sorunların ve farklı yaşamların yeterince ele alınmadığını gündeme taşıdı. Özyalçıner ise günümüz yayıncılık dünyasında 1990'lardan itibaren sermayenin etkisinin artmasıyla edebiyatın dönüşüme uğradığını savundu. "Edebiyat değerinin yerini reklam değeri almaya başladı. Çok okunma değeri almaya başladı. Böylece edebiyat değeri, sanat değeri yavaş yavaş göz ardı edilir oldu" diyen Özyalçıner, edebiyatın sadece bireyin iç dünyasına değil, toplumun sorunlarına da yönelmesi gerektiğini yineledi.

Programın sonunda genç yazarların okurla buluşma yolları konuşuldu. Özyalçıner, edebiyat dergilerinin yeni kalemler için önemini koruduğunu belirterek Varlık ve Sözcükler gibi dergilerin genç yazarlara yer verdiğini hatırlattı. Metin Celal ise çağdaş öyküde işçi sınıfının, farklı kentlerin ve toplumsal kesimlerin yaşamlarının yeterince temsil edilmediğine dikkati çekerek, farklı anlatım biçimlerine ve toplumsal konulara daha fazla alan açılması gerektiğini vurguladı. Söyleşi, Türk öykücülüğünün geçmişten bugüne geçirdiği değişim, dil arayışları ve edebiyatçının toplumsal rolü üzerine yapılan değerlendirmelerle tamamlandı.

TürkAta Haber Ajansı
Denizli Gündemi

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…